e-Posta
14Şub2012

 

Pekâlâ, konuşalım biraz.

İlkin, Melantis’le henüz tanışan ve hatta tanışmamış olan gözler için önemli bulduğum birkaç husustan bahsetmem gerek. Melantis, barkot taşımayan bir düşünceyi taşımakta… Ne bir reklam ne bir slogan… Manifestosu da olmayacak hiçbir zaman. Kendine yazdığı mektupları, çareli ruhlarla paylaşan bir açık adres; Melantis. Bu her ne kadar yemek tarifi gibi dursa da, Afrika’sı eksik değil. Bu zarafeti taşıması için gayret eden insanlarıyla birlikte 14 Kasım 2008 – 14 Şubat 2011 tarihleri arasında yirmi dört sayılık bir mecmua olarak göründü dünya gözüyle. Taşıdığı zarif düşüncelerin şeffaf metninde hiç satır atlamayan çalışma arkadaşlarımı bir kuşun gökyüzünü kanatlarıyla selamlaması gibi kucaklarım.

Yayınına neden ara verdiğine dair bir açıklamayı ne burada ne de bir sosyal paylaşım sahasında yapmadım. Şimdi de yapmayacağım pek tabii. Bir sene evvel bugün, hissettiğim kızgınlık, kırgınlık, altüst olan sevgi ve saygılarımın ötesinde bir şey daha vardı ve ben ona sarıldım. Bir Seneca sözü… “Sığ acılar konuşabilir fakat derin acılar dilsizdir.” Hiçbir sözcük yazamazdı öfkemi, kırıldığımı, kızgın bir alev kütlesi olduğumu… Yazabilseydi de ben serbest bırakmazdım kendimde böyle bir müsadeyi. Melantis, çocuğum benim. Yavrum… Zamanımı itinayla verdiğim büyük saatim benim. Elbette öfke kusmuğumdan önce gelecekti, Melantis’i sakınma içgüdüm.

Bu tür bir otokontrol ile derin soluğu sürüyor Melantis’in. Okunaklı gözler için değil, olanaksız bakışlar için… Bu sebepten, merakını hayvani bir içgüdüyle geliştiren bazı kimseler açısından gözlerinin ve hatta zihninin kirlenmesi gibi bir tehlike barındırıyor. Üç çeşit saat işliyor bu adreste ve bu üç saatten de faydalanamayacak tanışıklıklarım var. Bilaistisna, tarifimdeki terfiye uyum gösteren kimseler için zaman kaybından başka bir şey değildir bu adres. Tüm samimiyetimle bildiririm bu hakikati…  

Şimdi 1’den 365’e kadar saymanızı istiyorum. Birden saymayınız fakat. Öyle ki, her bir sayı yirmi dört saat içersin, bir o kadar sürsün hatta bir sonraki sayının anılması. O kadar oldu işte, Melantis bu kıymetli suskuyla satır atlayan gemileri,  kendi balıklarını boğmaya meyilli suları ve rüzgârı yanlış esen insan mevsimlerini tokatlayalı. Elbette bitmiş değil bu tokadın miladı, diyebilirim ki henüz yarılandı. Çok fazla ruhsuz yüz ve o kadar az parmak var ki, işte bu yüzden böyle uzun sürüyor bir tokat bazen.

Derin sessizlikle geçen bu zaman diliminde, hiç yayın yapmamasına rağmen beni de şaşırtacak bir ziyaretçi akışına sahip oldu Melantis adresi.  Hâlâ süren ziyaret yeri olmasında bile hayret taşıdığımı gizleyemem. Sayınız binlerle hesap ediliyor, kıymetli gözler. Gönderdiğiniz mail ve mektupların sayısı pirzolayla besledi etçil bir hayvan olan hayretimi. Bu şekilde en uzun kemiği oluyorsunuz Melantis vücudunun. Bu kadarını kimse tahmin edemezdi. Bu, yaşadığımız çağın yanılsamalarıyla alakalı bir aldanış. Öğretmen ya da bilim insanı ya da sanatçı sıfatlarını taşıyan kimselerin dahi, ayrıntıları ve asıl olan değerleri hızla tükettiği bu çağda, burada reklamsız, slogansız fakat kan-ter içinde yaptığımız işi takip eden sizlerin, bu tür bir sadakati taşıyacağınızı kestiremezdim. Bu süreç içerisinde mail ve mektup ile bildirdiğiniz, özlemleriniz ve samimiyetinden tereddüt etmediğim bekleyişinizle doldurduğunuz bir çift göz taşıyorum, en çok bunu bilin isterim. Gözlerinize bakmak isterdim, içine gözlerinizin, bir bir…

Susmak sanatını insanlar için çok uzun sayılacak bir süre boyunca işlediğim için endişeli değilim. Telaşlı biri için bu şekilde akamaz zaman. Bu konuyu benim kadar uzun ve benim gibi sözcüksüz işleyen bir tanışıklık var olmadığı için kendimi talihsiz saymıyorum. Yine de Raysavar Zaman’ın saati tarihe meydan okumaya devam ederken, zihninizden eksilmesin isterim, öfkemi yaygaraya dönüştürmek yerine, sizlere gelecek zamanın geçmişini sunmayı seçtim cömertçe... 2013 Mektupları’nı, gölgesini dahi yanımdan eksik etmeyen dostum İlker Aslan'ın 'Bekleyişler'iyle çekmecelendirenler için yaktığım mumla, çizmeyi esirgemeyeceğim hep bir şemsiye var. Yağmurla alevlenirken, ışığınız duvar gibi örüldü bir güzel.

“Şimdi” 365 günü aşmışken ve daha fazla günü arkasında bırakmışken Raysayar Zaman ve dahası vagonların ağırlığıyla raylar arasındaki küçücük boşluğun sesini kulaklarınıza taşıyorken Raysavar Zaman, sessizlik sanatını kuvvetlendirmeme olanak sağlayan gözlerinizden öper,

Ve elbette alkışlarım gökyüzünde Tanrıyı
Hayattan daha kısa uçan kuşların, upuzun kanatlarıyla.

Buluşacağız.

Gözlerime iyi bakın. Ne de olsa sizin yerinize de görüyorlar bir yerde.


Akdeniz’de…


Yalçın Ece
14 Şubat 2012

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


joomla counter